16:28 pm - Thursday October 23, 2014

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ ADLI ŞİİRİN YAZILMA HİKAYESİ

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ ADLI ŞİİRİN YAZILMA HİKAYESİ

Ne Mehmet Akif ne Eşref Bey o gece uyuyabildiler… Mehmet Akif daha sonra, yine beraber geçen hayat safhalarında o geceyi daima hatırladı. Çünkü o gece Mehmet Akif, Çanakkale destanını yazmadan canını almaması için Allah’a yalvardı: Bu, bir çocuk yakarışı idi. Masum, tertemiz, hiçbir fani hissin ucuna dokunamadığı bir yalvarış…

 

Eşref Bey anlatır: Hayatımda, Mehmet Akif kadar vakar ve ciddiyetini muhafaza eden insanlara az rastlamışımdır: Bu, mücerret bir tevekkül duygusunun neticesi değildi: Kadere rıza gösterme felsefesinin yanında, dünya nimetlerine olan istiğnanın da tezahürü idi. Biz İstanbul’dan çıkarken, ailesine, Teşkilat-ı Mahsusa’nın hiçbir murakabe ve teftişe tabi olmayan müstakil kasasından para bırakması için öyle ısrar etmiştim ki, beni reddederse kıracağını anladıktan sonra muvafakat etmiş ve emin olunuz, kızararak:

 

– Siz ne isterseniz yapınız. Rica ederim, bu mevzulara beni muhatap yapmayınız., demişti. Fani nimetler için bu kadar müstağni bir insanın, şahsi mevzular üzerinde hassas olmaması mümkün müydü?

 

El-Muazzam istasyonundaki o çöl gecesi, heyecan ve edebi kudretini, vatanının ve milletinin saadeti, istiklali, fazileti uğruna vakfetmiş büyük bir şairin, rabbani ve ilahi olduğuna şüphe olmayan heyecan ve vecdi andıran istiğrakına şahit oldu. Akif, adeta cezbe halinde idi… Çok az konuşan bu büyük şair, şimdi, bir çağlayan halinde idi. Benimle değil, adeta kendi kendisine konuşuyordu: Milletinin büyüklüğüne, kahramanlığına, yiğitliğine inanmıştı. İnanıyordu… Medeniyet ve teknik, işte bütün vasıtalarıyla Çanakkale’ye yığılmıştı: Para, vasıta, malzeme, insan, her şey boldu. Ya biz? Biz bunların sadece birisinden değil, her şeyinden mahrumduk. Neyimiz vardı? Mehmetçiğin imanı. Asım’ın nesli dediği ve babasının talebesi Köse İmam’ın oğlu olan Asim, 1914-1918 Birinci Dünya Harbi’nin ve daha sonra 1918-1932 Milli Mücadele devrinin destanını yaratmış olan o eşsiz, o fedakar, o kahraman neslin bir örneği idi: Çanakkale’de, Sarıkamış’ta. Galiçya’da, Filistin’de, daha sonra İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da kahramanlık destanı yaratmış olan o bulunmaz nesil, Asım’ın nesli idi… Akif o gece. bu neslin maddi manevi terkibini, gelecek nesillere anlatmadan canını almaması için Allah’a yalvardı. Hem nasıl yalvarış!.. Kalın, davudi, erkek bir sesi vardı. Kelimelerin ve harflerin hakkını vererek konuşurdu. Adeta, kendi nefsine karşı ant içiyor ve bu ahdi, gönülden inandığı Tanrının yüce varlığına iletiyordu:

 

– Yarabbi!.. Bana bu destanı bir aciz kulunun ifadesinin azamisi içinde yad edebilmenin saadet ve imkanını bahşet. Bu ulvi vazifeyi bana nasip et, sonra emanetini al. Yarabbi!.. Bana bu lütfü çok görme. Înam ve ikramının namütenahi hazinesinden bu aciz kulunun şu duasını bargah-ı uluhiyetinde kabul eyle…

 

Ve duası, hıçkırıklarla kesiliyordu. Sabahı böylece bulduk. Onu teskin etmek ne mümkündü ne de aklıma böyle bir müdahale geliyordu. Bu, bir heyecan ve ilham manzarası idi ve ben onu görebilmiş olmakla mubahı mahdut fanilerden idim. Sesim değil, nefesim çıkmıyordu:

 

Şimdi sizlere bir hakikati iblağ edeyim… Çanakkale Destanını Mehmet Akif, Hicaz yolculuğu devam ederken, daha yolda yazdı ve ancak ondan sonradır ki, tabii hüviyetine girebildi.

 

Necid Çöllerinde Mehmet Akif, Boğaziçi Yayınları, 1992

Mithat Cemal KUNTAY

 

 

Filed in: BELİRLİ GÜN ve HAFTALAR

No comments yet.

Leave a Reply