13:02 pm - Thursday November 27, 2014

MİLLİ MÜCADELEDE İSTANBULDAN ANADOLUYA YAPILAN SİLAH SEVKİYATI

MİLLİ MÜCADELEDE İSTANBULDAN ANADOLUYA YAPILAN SİLAH SEVKİYATI

Prof. Dr. Metin AYIŞIĞI*

Türkler lehine tek bir hükmü bile bulunmayan Mondros Mütârekesi’nin, sadece yedinci ve yirmi dördüncü maddelerinin ortaya koyduğu olumsuz durum, bunun bir ateşkesten çok, bir devleti yıkmak, bir milleti yok ölmek an lamına geldiğinin açık ifadesi idi. Çünkü İtilaf Devletleri yedinci maddeye dayanarak, memleketin herhangi bir yerini kendi güvenliklerini tehdit ede çek durum olduğu gerekçesiyle işgal hakkını elde etmişler, Yirmi dördüncü madde ile de, Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurulması için zemin ha zırlamışlardır. Ayrıca Yunanlılar’ı Anadolu’yu işgale teşvik etmişlerdir. Bu bakımdan Osmanlı Devleti, Mondros’ta, şartları daha önceden tespit edilmiş bir mütareke ile karşı karşıya kalmış ve hatta imzalamaya mecbur bırakılmıştır. Büyük devletler, mütareke şartlarını istedikleri şekilde yönlendirdikleri gibi, verdikleri sözü de tutmamışlardır. 1917’de Rusya’da meydana gelen Bolşevik ihtilali, galiplerden birini safdışı bırakmış olarak, Boğazlar ve İstanbul’un statüsü hususunda yeni boyutlar kazandırmıştır. Buna ilaveten İngiltere’nin izlemiş olduğu siyaset Fransız ve İtalyanları rahatsız etmiş, hatta kızdırmıştır.

Mondros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda bırakılan Osmanlı Hükümeti’ nin başı olan sadrâzam Ahmet İzzet Paşa ise, memleketin içinde bulunduğu bu zor şartlar altında bir şeyler yapabilmek için çırpınmaktaydı. Hemen birçoğu talebeleri olan memleketin güzide evlatlarını ülkenin kilit noktalarına yerleştirebilmek için yoğun çaba sarf ediyordu. Nitekim Adana’da bulunan Mustafa Kemal Paşa’yı Harbiye Nezareti emrine almış, Yusuf İzzet Paşa’yı karargâhı Bandırma’da bulunan 14. kolordu kumandanlığına, Cevad (Çobanlı) Paşa’yı Erkân-ı Harbiye-i umûmiye Riyasetine , 3. kolordu kumandanı miralay İsmet Bey’i Harbiye Nezareti müsteşarlığına tâyin etmiştir . 31 Ekim 1918’de de Birinci Kafkas kolordusunu lâğvederek, Kâzım Karabekir Paşa’yı Harbiye Nezareti emrine almıştır . Ancak, Karabekir Paşa İstanbul’a geldiği sırada Ahmet İzzet Paşa Hükümeti istifa etmiş tir. Bilindiği üzere bütün bu kumandanlar Millî Mücadele’de unutulmaz hizmetler vermişlerdir.

Mondros Mütarekesi ile ordunun elindeki silahların azaltılması söz konu su olduğu için, İtilaf Devletleri Osmanlı Hükümeti’ne baskı yapmaya başlamışlardı. Zamanın Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisi Fevzi (Çakmak) Paşa, General Milne’e 27 Ocak 1919’da gönderdiği bir tahriratta, Türk ordusunun elinde kalmasını teklif ettiği silahların 40801 piyade tüfeği, 756 makineli tüfek, 632 top olarak tespit edilmesini istemişti. Uzun müzakerelerden sonra 29 Mayıs 1919’da tüfek sayısı her ne kadar 50878 olarak tespit edilmişse de, makineli tüfek sayısı 240’a, top sayısı da 256’ya indirilmiştir. Bunun dışında kalan silahların İtilaf Devletleri’ne teslimi istenmiş ve öyle de yapılmıştır . Böylece Millî Mücadeleye girişte, Türk ordusunun savaş güç ve yeteneğinin ne ölçülerde düşürüldüğü hususunda genel bir kanaate varabilmek için, Mart 1919 sonuna değin İtilaf kuvvetlerine teslim edilmiş bulunan silah ve cephanenin dökümüne bir göz atmak gerekir :

Teslim edilen top sayısı 533, sürgü kolları dahil teslim edilen tüfek sayı sı 186000, piyade cephanesi 23027713 adet. Elde kalan top sayısı 945, tüfek sayısı 324476, makineli tüfek 987, piyade cephanesi 165927 sandık . Türk ordusuna bırakılan silah ve cephanenin çok büyük bir kısmı İstanbul’da depolanmıştı. Anadolu’da dağınık bulunan birliklerdeki silahlarla ancak 3-4 tümen donatmak mümkündü. Bunların içinde ise, en düzgün ve malzeme bakımından en iyi durumda olanı merkezi Erzurum’da bulunan 15. kolordu idi. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı sırada, Anadolu’daki diğer birliklerle birlikte genel ordu mevcudu 30 – 35 bin muharip dolayındaydı. Böylesine güçsüzleştirilmiş bir ordu ile uzun sürecek bir İstiklâl Savaşına girişmek mümkün değildir. Türk ordusunun bu büyük mücadeleyi kazanabilmesi için önemli sayıda insan ve cephaneye ihtiyacı vardı. Bunu sağlamak için uygulamaya konulan tedbirlerin en önemlisi, İstanbul’da İtilaf Devletleri’nin elinde bulunan çok büyük miktardaki silah ve malzemeyi Anadolu’ya kaçırmaktı. Ancak işgal altında bulunan bir memleketin yeniden bağımsızlığına kavuşabilmesi, etkin ve yaygın bir istihbarat ağının olmasına, iyi bir teşkilatın kurulmasına bağlıdır. Bu gizli teşkilatların İstanbul’da kurulup, faaliyette bulunmasının sebebi, İtilaf Devletleri kumandanlıklarının, Osmanlı Devlet dairelerinin ve büyük ölçüde silah depolarının İstanbul’da bulunması idi. Toprakları düşman işgaline uğramış her memlekette kurulmuş olan mukavemet teşkilatları her şeyden evvel iyi bir istihbarata muhtaçtır. İstanbul’un bir çok semtinde millî teşkilatlar kurulurken, bu ihtiyaç göz önünde tutularak, değerli ve yetenekli şahsiyetler, işgal kuvvetlerinin içine, bürolarına, üst düzey mevkilerine kadar sızmışlardı. Bu teşkilatların amacı, İtilaf Devletleri’nin içimizde meydana getirmeye çalıştıkları nifakları bertaraf ederek, silah ve cephaneden başka subay kaçırmak, Kuvâ-yı Millîyeyi her su rette desteklemek, bilhassa güvenilir kaynaklardan bilgi toplayarak Ankara’ ya ulaştırmaktı.

İstanbul’da İtilaf kuvvetlerinin kontrolünde Kuvâ-yı Millîye’nin ihtiyaç duyduğu çok miktarda silah, cephane ve her çeşit malzeme bulunuyordu. Bunun yanısıra Anadolu’da hizmet görebilecek birçok subay da Kuvâ-yı Millîye’ye katılabilmek için fırsat ve imkân arıyordu. Bu bakımdan İstanbul kaynaklarından geniş ölçüde faydalanmak, İstanbul’da çeşitli çevrelerdeki hadiseleri zamanında öğrenmek, millî ordunun ikmalinde, sevk ve idaresinde önemli bir yer tutuyordu. Bu hususlar göz önünde tutularak, Ankara’da T.B.M.M. Hükümeti kurulur kurulmaz Millî Müdafaa Vekaletiyle, Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisliği İstanbul’da çok güvenilir subay ve şahsiyetler den gizli bir teşkilat kurmuşlardı. Ayrıca 13 Kasım 1918’de İstanbul’da kurulan ‘Karakol’ cemiyetinin varlığının İngilizler tarafından öğrenilmesi üzerine, ‘Zabitan Grubu’ adı altında yeniden faaliyete geçmiş, Ekim 1921’den itibaren ‘Yavuz Grubu’ adıyla faaliyetine devam etmiştir. Nihayet 23 Eylül 1920’de İstanbul’da gizli olarak kurulan ‘Hamza Grubu’ Ankara’nın tasvip ve emri ile resmen teşekkül etmiş, daha sonraları ‘Mücahid, Muharip ve Felah Grubu’ isimleriyle 26 Ekim 1923’e kadar faaliyetine devam etmiş tir.

İstanbul’da gizli olarak kurulan Millî Müdafaa Teşkilatı ise, 3 Mayıs 1921’de Ankara Hükümeti tarafından resmen kabul edilmiş, teşkilatın başına getirilen süvari miralayı ve İstanbul Merkez Kumandanı Esad Bey doğrudan doğruya Ankara Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti ile haberleşerek çok kıymetli bilgiler vermiştir .

Mondros Mütarekesi’ne göre Teşkilât-ı Mahsusa’nın da lâğvedilmesi gerekiyordu. Fakat sadrâzam müşir Ahmed İzzet Paşa, ‘Felah Grubu’ olarak Millî Mücadelede de büyük hizmetleri görülen bu teşkilatın gizli olarak çalışmasına yardımcı olmuştur. Gerçekten Enver Paşa memleketi terk etmeden önce, ‘Teşkilât-ı Mahsusa’ başkanı miralay Hüsamettin (Ertürk) Bey’e son talimatını vermiş bulunuyordu. Buna göre teşkilât resmen lâğv edilecek, fakat hakikatte çalışmalarına devam edecekti. İtilaf Devletleri’ne karşı böyle olması gerekiyordu. Bu hususta Ahmed İzzed Paşa ile konuşularak mutabık kalındı. Böylece teşkilata lâzım gelen bütün yardım yapılacak, hatta ‘mesture’ den para da verilecekti . Nitekim miralay Hüsamettin Bey, gizli teşkilattakilerle anlaşarak, Teşkilat-ı Mahsusa emrindeki depolarda bulunan silah ve cephaneyi ani baskınlarla boşaltarak Anadolu’ya sevk etmiştir. Bu durumdan Sadrâzam ve Harbiye Nazırı Ahmed İzzet Paşa’nın da haberi vardı. Nitekim, o zamanki Beyoğlu İnzibat Karakol kumandanı yüzbaşı Kalkandelenli Hasan Tahsin Bey, yüzbaşı Razi (Yalçın) Bey’i Beyoğlu inzibat karakoluna tâyin ettirmişti. İngilizler de İstanbul Hükümeti’ne sâdık bir subay sandıkları bu zâta kendi istihbarat teşkilatlarında görev vermişlerdi. Bu çok değerli vatansever, İngilizlerden elde ettiği bilgileri gidip Ahmed İzzet Paşa’nın kardeşi ve o tarihte süvari binicilik mektebi müdürü olan miralay Esad Bey’e haber veriyordu. Esad Bey de bu malûmatları teşkilata bildiriyordu. Miralay Esad Bey ve yardımcısı binbaşı Ferhad Bey, İngilizlerden elde ettikleri bilgileri teşkilata bildirdikleri gibi, Anadolu’ya mülâzım-ı evvel Burhan Bey’i de gizli kurye olarak göndermişlerdi. Aynı zaman da yaverân-ı hazret-i şehriyâriden olan Esad Bey, Ferhat Bey’le birlikte Anadolu’ya teşkilat tarafından tezkiyeleri yapılmış subaylar ile, silah, cephane de kaçırmışlardır. Bu nakliyat için ihtiyaç görülen kara ve deniz vasıtalarım temin etmişler ve Anadolu Hükümeti’nin birer mümessili gibi vazife almışlar, âdeta İstanbul Hükümeti’nin onlara verdiği vazifeyi suistimal etmişlerdir. Son Osmanlı hükümetinde Harbiye Nazırı olan Ziya Paşa’nın yaveri yüzbaşı Kâmil Bey, İstanbul Polis Müdüriyet-i Umûmiyesi şube müdürlerinden Sadi Bey, İstanbul Hükümeti Maliye Nezareti’nde memur Seyfi Bey, Harbiye Nezareti Harekât-ı Harbiye Dairesi reisi mirliva İhsan Paşa, Topçu şubesi müdürü kaymakam Salih Bey, Ömer Lütfi Bey, topçu kaymakamı Eyüp Bey ve daha niceleri Millî Müdafaa teşkilatı içinde idiler. Daha önce zikredilen gruplarla çalışanlardan biri de, o tarihte rütbesi yüzbaşı olan Ne şet Bey’dir. Bu zat aynı zamanda Sultan Vahdeddin’in damadı ve sadrâzamlardan Tevfik Paşa’nın küçük oğlu binbaşı İsmail Hakkı Bey’le birlikte saray dahilinde Erkân-ı Harbiye’de görevli olduğundan, sadrâzam Tevfik Paşa tarafından Ankara’ya kurye olarak gönderilmiş, O da, İsmail Hakkı Bey’ den öğrendiklerini muntazaman Ankara’ya bildirmiştir . Hamza Grubu’nun başında olan yüzbaşı Neşet Bey’in görevleri subay tedariki ve Anadolu’ ya gönderilmesi, posta işlemleri, padişah ve onunla işbirliği yapanların Anadolu Hükümeti aleyhine gösterdikleri her türlü faaliyetlerin takibi ve yeterli bilgilerin toplanması, önemli casusların yakalanmasıydı. Bu meyanda Neşet Bey’in İsmail Hakkı Bey ile olan yakın münasebetlerinden İngilizlerin malûmatı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Karakol Cemiyeti’nin varlığı İngilizler tarafından ortaya çıkarılması üzerine ‘Zâbitan Grubu’ adı altında yeniden faaliyete geçmiş, Ekim 1921’den itibaren ‘Yavuz Grubu’ adıyla faaliyetini sürdürmüştür.

İstanbul ile Ankara arasındaki muhaberat zaman zaman kesintiye uğramışsa da, hiç bir zaman kesilmemiş olduğu bir gerçektir. İstanbul’un işgalinden sonra bile devam eden bu gizli muhaberat, İstanbul’da Büyük Postahane’nin bodrum katında yapılıyordu. Ancak İstanbul’un işgalinden kısa bir süre sonra, İngilizlerin Büyük Postahane’ye baskın yapacakları İstanbul Merkez Kumandanı miralay Esad Bey tarafından Felah Grubu’na bildirilince, muhabere merkezi bir gece içinde Telgraf Müdürü İhsan (Pele) Bey’in evinin bodrum katına taşınmış, böylece İngilizler’in baskını neticesiz bırakılmıştı. İstanbul’daki istihbarat üyeleri ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki haberleşme ise Meclis telgrafhanesi kanalıyla yapılmıştır.

6 Mayıs 1920’de Ankara Hükümeti’nin, İstanbul Hükümeti ile resmî muhaberatı yasaklayan kararına rağmen, gizli teşkilatlar ve Osmanlı Hükümeti ile yapılan muhaberatın İzmit üzerinden devam etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 18 Nisan 1921 tarihinde Dâhiliye Nezareti Kalem-i Mahsus Müdüriyeti tarafından sadârete gönderilen bir yazıda, İzmit üzerinden yapıl makta olan İstanbul ile Ankara arasındaki telgraf haberleşmesinin II. İnönü muharebesinin başlaması üzerine Yunanlılar tarafından kesilerek, yasaklanmış olduğu hatırlatılmıştır. Ancak Türk ordusunun 12 Nisan 1921’de İnönü’de ikinci bir zafer kazanması ve Yunan kuvvetlerinin Karadeniz sahillerindeki mevkilerinden çekilmeleri üzerine İngiliz işgal kuvvetleri kumandanlığının aracılığı ile Şile üzerinden yeni bir hat temin edilmiştir. Böylece 16 Nisan 1921 tarihinde İstanbul ile Ankara arasındaki telgraf haberleşmesi yeniden başlamış oldu. Nitekim Ankara Posta ve Telgraf ve Telefon Umum Müdürü Mehmed Sabri Bey tarafından İstanbul Posta ve Telgraf ve Telefon Umum Müdürü Orhan Şemseddin Bey’e çekilen telgrafta bu durumun verdiği memnuniyet açıkça dile getiriliyordu.

Suret Devlet-i Osmaniye

Orhan Şemseddin Beyefendiye Posta ve Telgraf ve Telefon

Mahrec : Ankara 17 Nisan 1337 Müdiriyet-i Umûmiyyesi

Saat : 11/27 Müdiriyet : Kalem-i Mahsus

Arz-ı ihtiram eylerim. İnşaallah afiyettesiniz. Çok şükür yine buluştuk. Bize yazılacak bir şey var mıdır, efendim. Mehmed Sabri 16 Nisan 1337

Aslına mutabıktır.

Mühür : Posta ve Telgraf ve Telefon Nezareti,

Kalem-i Mahsusa Müdiriyeti

Bu gelişmeyle birlikte, harekât-ı harbiyeye ait Zonguldak, İnebolu ve Ereğli’den posta ile alınan tebligatın bundan sonra yeni hat üzerinden doğrudan doğruya ulaşmasının mümkün olduğuna işaret edilerek, uygun görüldüğü takdirde gereğinin yapılması rica edilmiştir. İstanbul Pasta ve Telgraf ve Telefon Umum Müdürü Orhan Şemseddin Bey’in Dahiliye Nezareti’ne de gönderdiği tahrirat aşağıdadır :

Dâhiliye Nezâret-i Celîlesine Devlet-i Osmaniye

Posta ve Telgraf ve Telefon Müdiriyet-i Umûmiyyesi

Kalem-i Mahsus Müdiriyeti

Umûmi numero : 199240 Husûsî numero : 21

Mâ’rûz-ı Çâkerîleridir

İzmit üzerinde icra edilmekte olan İstanbul ile Ankara arasındaki telgraf muhaberâtı harekât-ı harbiyyenin yeniden başlaması üzerine geçende Yunanlılar tarafından kat’ ve men’ edilmiş idi. Ahiren Yunanlıların Karadeniz sahilindeki mevâki’den çekilmeleri üzerine İngiliz karargâhının tavassutuyla Şile üzerinden bir tel te’min edildiği cihetle Ankara ile muhabere bugün tekrar taht-ı imkâna girmiş ve şimdi Ankara Posta ve Telgraf Müdîr-i Umûmisi Mehmed Sabri Bey’den nâm-ı âcîzîye iki telgraf alınmıştır. Suretleri berây-ı ma’lûmât leffen takdim kılındı. Harekât-ı harbiyyeye müteallik olub, Zonguldak, İnebolu ve Ereğli’den posta ile alınan tebligatın ba’de-mâ mevzû-i bahs târik ile doğrudan doğruya vürûdu mümkün olabileceğinden tensîb buyurulacağı takdirde icrâ-yi icâbına tevessül olunacağı tabiî bulunmağla ol babda emir ve ferman hazret-i men leh-ül-emrindir.

Posta ve Telgraf ve Telefon

Müdîr-i Umûmisi Sene 8 Şaban 1339 ve sene

17 Nisan 1337

İmza : Orhan Şemseddin

İstiklâl Harbindeki muvaffakiyetin başlıca sebeplerinden birisi de silah ve cephane temini meselesi olduğu ve bu hususta gösterilen büyük başarının, Türk Milleti’ne İstiklâl Harbini kazandırdığı inkâr edilemez bir gerçektir. Düşman işgali altında bulunan ve yerli halktan memleketin içinde bulunduğu durumu öğrenen ve onlardan yardım gören bir memlekette, bilhassa İstanbul’da kaçakçılık teşkilâtı kurmak, Anadolu’nun ihtiyaç duyduğu her çeşit silah ve cephaneyi bu şartlar altında nakletmek son derece güç bir iştir. Fakat ölüm dâhil her türlü tehlikeyi göze almış vatan evlatları, kurdukları mukavemet ve istihbarat teşkilatlarıyla gereken tedbirleri almış, ellerinde ki mevcut imkânları sonuna kadar kullanarak, Anadolu’ya silah, cephane, mühimmat ve subay kaçırmışlardır.

Aslında bütün bu işlerden İstanbul Hükümeti’nin haberdar olmadığını söylemek çok güçtür. Bilhassa 21 Ekim 1921 tarihinde kurulan Tevfik Paşa kabinesinde önce Dâhiliye, sonra Hâriciye Nezareti’ne getirilen Ahmed İzzet Paşa ve Harbiye Nazırı Ziya Paşa, Millî Mücadelenin en zor dönemlerin de Anadolu’ya ve gizli teşkilatlara yardım yapmaktan çekinmemişlerdir. Müşîr Ahmed İzzet Paşa, Son Osmanlı Hükümeti’nde Hariciye Nezareti’ne geçer geçmez, Millî Mücadele’de büyük zararları olan, İstanbul Polis Müdürü Tahsin Bey’i görevinden azlederek, yerine İstanbul Merkez Kumandanı ve aynı zamanda Millî Müdafaa Teşkilâtı Merkez Heyeti Başkanı miralay Esad Bey’i tâyin etmiştir. Harbiye ve Hariciye nezaretlerinde yapılan değişikliklerin yanında, Ankara Hükümetinin Fransızlar’la yaptığı Ankara Antlaşması ve Esad Bey’in İstanbul Polis Müdürlüğü’ne getirilmesinden son ra Anadolu’ya yapılan silah sevkiyatında büyük artışların olduğu gözlenmektedir. Bu sevkiyat ve kaçakçılık İstanbul Hükümeti’nin bilgisi ve müsaadesi altında, Harbiye Nezareti ve İstanbul Polis Müdürlüğünün desteği ile gerçekleşmiştir. Bu teşkilatlarla sık sık görüştüğü anlaşılan Harbiye Nazırı Ziya Paşa, miralay Esad Bey’le birlikte teşkilata mümkün olan her türlü yardım ve kolaylığı yapmıştır.

Sakarya Muharebesi öncesi Türk ordusunun durumu pek iyi değildi. 1921 yılı içerisinde İnönü ve Eskişehir – Kütahya muharebeleri yapıldığı için, mühimmat ve para sıkıntısı had safhadaydı. Batı cephesinde alınan tedbirlerle biraraya getirilen 200.000 civarında askerin elbiseleri İtalyanlar’dan, Fransızlar’dan ve yurt içinden temin ediliyordu. Taarruz edileceği ve birkaç mey dan muharebesi yapılması ihtimal dâhilinde olduğu için, bu askerlerin silah, cephane ve teçhizatının noksansız olması gerekirdi. Bunları tümüyle karşılamak ise imkânsızdı. Millî Müdafaa Vekili Fevzi (Çakmak) Paşa, bütün gücüyle ordunun noksanlarını gidermeye çalışıyorsa da, eldeki mevcut imkânlara nazaran böyle bir taarruz hareketinin o günlerde yapılması uygun görünmüyordu. Halbuki İstanbul depolarında, millî ordunun muhtaç olduğu her çeşit silah, cephane ve malzeme vardı. Ancak müttefiklerin muhafazası altında bulunan bu depolardan faydalanmak âdeta imkânsızdı. Bununla beraber İstanbul’da çeşitli adlar altında faaliyet gösteren Millî teşkilatlar, bu depolardan kaçırdıkları veya başka yollarla sağladıkları silah, cephane ve harp malzemesini öteden beri Anadolu’ya gizlice yollamaktaydılar. Kaçırılan silah, cephane ve malzemeler küçümsenmeyecek derecede idi. Üstelik İngilizlerin muhafazası altında bulunan bu silah depolarından yapılan kaçakçılık akıllara durgunluk verecek niteliktedir. Nitekim tarihe mâl olmuş bir vesikaya nazaran, Beylerbeyi’nde Kuleli Askerî İdadisi tarafından kullanılan Jandarma Zabit Mektebi’ndeki deponun kapısı kırılarak, içerisindeki silah ve cephanenin tamamı götürülmüştür. Jandarma Zabit Mektebi Mu hafız Bölüğü Kumandanı Yüzbaşı Behzad Bey’in raporuna göre olay şu şekilde cereyan etmişti: 2 Mayıs Cumartesi günü akşamı 11.00 sularında subay ve sivil şahıslardan oluşan bir grup mektebin bulunduğu sahile bir çatana ile yanaşmışlardır. Bu şahıslar, mektebin bir kısmında bulunan Kuleli İdadisi talebesine, depoda bulunan silahların müsadere edileceğini ve bu sebeple Harbiye Nezareti tarafından bu silahları almakla vazifelendirildiklerini söyleyerek, deponun kapısını kırmışlar, mevcut silahların tamamını çatanaya yükleyerek, bilinmeyen bir semte hareket etmişlerdir. Bunun üzerine tahkikat için, muavini ile birlikte olay yerine giden yüzbaşı Behzad Bey’in tutmuş olduğu raporun bir sureti. Umum Jandarma Kumandanlığı ta rafından 22 Mayıs 1921’de Dâhiliye Nezareti’ne sunulmuştur. Dâhiliye Nezareti ise, depodan kaçırılan silahlar hakkında yapılan tahkikatın neticesini bildiren evrak, zabıt varakası ile kaçırılan silahların cins ve miktarlarını gösteren cetvelin birer suretlerini 28 Mayıs 1921 tarihinde Sadâret Makamına ve Harbiye Nezareti’ne göndermiştir. Bu zabıt varakasına göre, silah deposunun kapısındaki demirlerin takriben 2 cm. çapında ve 1,5 metre boyunda bir demirle zorlanmak suretiyle kırılmış olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu iş için kullanılan demir eğrilmiş bir vaziyette bulunmuştur. Depo da yapılan araştırmada ise, silahlıkları tamamen boş, zeminin muhtelif yerlerinde birtakım kasatura, fişenk ve kayışların bulunduğu, depodaki elbise dolaplarının da kapaklarının açık ve içindekilerinin yerlere dökülmüş bir durumda olduğu görülmüştür. Belgeden anlaşıldığına göre, depodaki silah ve cephaneyi korumakla görevli hizmetkârlardan Zekeriya’nın binanın üst katında namaz kılmakta olduğu ve İbrahim’in de ahırda bulunduğu bir sıra da, sahile yanaşan bir motordan çıkan zabit ve sivil şahısların teşkil ettiği bir grup, kütüphane koridorunda bulunan pencerenin alt çerçevesini yerin den çıkararak içeriye girmişlerdir. Diğer bir grup ise silah deposunun kapı demirlerini kırarak bütün silahları alıp götürmüşlerdir. Ancak bütün bu işler olurken, deponun muhafazası için görevlendirilen her iki hizmetkârın da olay sırasında meşgul bulunması ve hiç bir şey duymamış olmaları biraz düşündürücüdür. Olaydan hiç bir şekilde haberdar olmadığını söyleyen hizmetkârlardan Zekeriya, namazdan sonra her zamanki gibi bina müştemilâtını teftiş ettiği bir sırada, pencere önünde toplanmış olan bir grup öğrenci ye ne olduğunu sorduğunda, mektebin sahiline yanaşan bir motordan bir çok zabit ve sivilin çıkarak, depoda bulunan silahların ‘kuvve-i i’tilâfiye’ tarafından müsadere edileceğini ve bunun için mezkûr silahların götürülmesine Harbiye Nezareti tarafından görevlendirildiklerim söyleyerek, silahları alıp götürmüş oldukları cevabını almıştır. Ancak öğrencilerin silahların götürülmesi sırasında, deponun kapısının zorla kırılarak açılmasına tepki göstermemeleri ve depoyu korumakla görevli memurları olaydan haberdar et memeleri, nihayet Jandarma Zabit Mektebi muhafız bölüğü kumandanı ve yardımcısının olay yerine her iş bittikten sonra gelmeleri, gelişmelerin seyrine bakılırsa, silahların kaçırılma işinin tamamen planlı bir hareket olduğu ve içerden destek alındığı izlenimini vermektedir. Nitekim öğrencilerden bazıları nezdinde yapılan hususi tahkikat neticesinde olaya şahit olmadıkları cevabı alınmışsa da, öğrencilerden üçünün olay gecesi aynı motorla firar etmiş olmaları bu kanaatimizi kuvvetlendirmektedir. Sonuç olarak depoda mevcut bulunan eşya sayılarak tespit edilmiş, kapısı tahkim edilerek mühürlenmiş, götürülen silah, cephane, teçhizat ve eşyanın cins ve miktarı belirtilerek bir cedvel tanzim edilmiştir. Dâhiliye Nezareti, Umum Jandarma Kumandanlığı tarafından tanzim edilen, Beylerbeyi’ndeki silahhâneden götürülen silahları gösteren cetvel aşağıdadır.

5 Alman Mavzeri
5 Vincest
4 Alman Kasaturası
5 Şınayder
12 Muaddel Mavzer
5 Küçük Çaplı Mavzer
10 Anahtarlı Mavzer
120 Alman Cephanesi
10 Kasalı Mavzer
240 Mavzer Cephanesi
24 Mavzer Kasaturası
102 Tüfenk Kayışı
97 Muaddel Martin
8 Süngülük
82 Martin Kasaturası
4 Omuz Kayışı
5 Kasaturalı Martin
1 Kaput

Bütün bu işler ne denli zor olursa olsun, vatanı işgale uğramış olan Türk Milleti güçlükler karşısında yılmamış ve karşısına çıkan bütün engelleri yok etmesini bilmiştir. Nitekim kamaları sökülmüş olduğu için. çelik bir borudan başka bir işe yaramaz hale gelmiş olan bu toplar. Türk ustasının ve işçisinin eliyle yeniden çalışır hale getirilmişlerdir. 10 Ocak 1921’de Millî Müdafaa Vekâleti’ne bağlı olarak ‘İmâlât-ı Harbiye’ Umum Müdürlüğü kuruldu. Bu atölye ve fabrikalarda Türk insanı olağanüstü gayretle çalışarak, ordunun ihtiyacı olan kasatura, bomba, fişek ve kılıç gibi harp malzemelerini yaptı. Ancak sıkıntısı çekilen bir çok silah ve cephanenin Ruslardan, Fransız ve İtalyanlar’dan sağlanmaya çalışıldığı bilinen bir gerçektir. Paris’te müttefiklerinin ihanetine uğrayan İtalyanlar, İngiltere’den intikam almak is tercesine, Millî Mücadele sırasında pek çok önemli bilgiyi Anadolu’ya gönderdikleri gibi, işgalleri altında bulunan Muğla ve Antalya’da millî kuvvetlerin teşkilatlanmasına engel olmamışlardır. Hatta buralardaki depolarda bulunan silah ve cephanelerden kaçak olarak satma da dahil yardımda bulun muşlardır. Üstelik taşıyıcılara İtilaf Devletleri’nin kontrolünden sıyrıl maları için yardım bile etmişlerdir. İtalya ve Fransızlarla yapılan barış antlaşmalarından sonra, bu devletlerin Türk milliyetçilerine karşı olan tutumları değişmiş olduğu için, İstanbul’daki temsilcileri Millî Müdafaa grubunun kaçakçılığına belirgin bir şekilde göz yummuşlardır. Bilhassa İtalyan ve Fransız subayları, tüccarları Anadolu müdafaası için silah, malzeme ve ihtiyaç duyulan birçok vasıtayı Anadolu’ya geçirmişlerdir. Nitekim Ankara Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti’nin, İstanbul’dan Anadolu’ya geçen veya geçmek isteyen subaylar hakkında gerekli tedbirleri almış olduğu anlaşılmaktadır. Bunun için Anadolu’ya sevk edilecek subayların isimleri ve bunların kıdem sıra defterleri, kıdem zamları ve sicil özetlerinin de gönderilmesi hususunda harekete geçmiştir. 15 Mart 1921 tarihinde İnebolu İrtibat Kumandanlığına gönderilen bir yazıda, İstanbul Jandarma Kumandanlığında dosya memuru olan yüzbaşı Hüsnü Bey’in güvenilir bir subay olduğu ve jandarma subaylarına ait kayıtları alarak, bir İtalyan gemisi ile İnebolu’ya hareket ettiği bildirilmiştir. Bu gelişmeler üzerine gizli kurye ile gönderilen mahrem evrak vesâireyi teslim almak için görevlendirilen yüzbaşı Saffet (Arıkan) Bey, İnebolu’ya gitmek üzere yola çıkarılmıştır. Bir süre sonra gelen evrakı inceleyen İnebolu İrtibat Kumandanlığı, Ankara Er kân-ı Harbiyesi’nin istediği cetvellerin diğer kısmını da, 19 Nisan 1921 tarihinde göndermiş, ancak bu cetvellerde isimleri yazılı subayların muhtelif tarihlerde Anadolu’ya geçtiklerini belirtmeyi ihmal etmemiştir.

Ankara Hükümeti’nin, Millî Mücadele süresince İtalya’dan önemli miktarlarda silah satın alma ya da İtalyan gemileri vasıtasıyla silah ve mühimmat nakletme teşebbüsüne, girdiği anlaşılmaktadır. Bu sebeplerle, İstanbul Merkez Kumandanı miralay Esad Bey, Ankara Hükümeti’nden aldığı talimat gereğince, İngiliz, Fransız, Yunan ve Sırpların gizli teşkilatlarından mühimmat alması için, Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarından Nail Bey’i bunlarla temasa memur etmiştir. Bilhassa Lloyd Trestino ve Societa İtaliana Servizi Marittimi adlı gemicilik şirketlerine ait gemiler İtalya’dan Türk Milliyetçileri adına getirdikleri silah ve mühimmatı Antalya, Söke ve diğer limanlara çıkarmışlardır. Ayrıca İstanbul’daki Türk mukavemet teşkilatları tarafından çeşitli yollarla elde edilen çok sayıda silah ve cephaneyi ücreti karşılığında Antalya ve İnebolu limanlarına nakletmişlerdir. Nitekim Ankara Er kân-ı Harbiye-i Umûmiyesi, İstanbul’daki Lloyd Trestino taşımacılık şirketi ile temasa geçerek, şirkete ait gemilerle takriben 10.000 sandık cephanenin nakledilmesi için mutabakata varmıştır. Varılan anlaşma gereğince, cephanenin İstanbul’daki depolardan alınması ve gemilere kadar nakli için her sandık başına 75 kuruş, İstanbul’dan da Antalya’ya kadar her tonilotosu için 23 Osmanlı lirası ödenmesi kabul edilmiştir. Ancak bu paranın cephanenin Antalya limanında yetkililere teslim akabinde ödenmesi esas kabul edilmiş, bu maksatla Antalya’daki İtalyan bankasına şimdilik kaydıyla 10.000 sandık mukabili 50.000 lira depozito yatırılmıştır. Bu meyanda Ankara Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti, İstanbul’daki İtalyan Askerî mümessilliği ile temasa geçerek, 27 Nisan 1921’de yeni bir anlaşma daha yapmıştır. Varılan anlaşma gereğince İstanbul’daki depolardan alınıp, Lloyd Trestino gemilerine yüklenerek, Antalya’da Türk yetkililere teslim edilecek 10.000 sandık Osmanlı cephanesi için 40.000 lira daha Antalya’daki İtalyan bankasına depozito edilmiştir. Ayrıca Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riya seti, İstanbul Merkez Kumandanı miralay Esad Bey’e anlaşma gereği nakliye bedelleri ödenmiş olan cephaneyi Anadolu’ya götürmeye memur edilen üsteğmen Naci’nin T.B.M.M. Hükümeti, Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti’nin mutemet memuru olduğu bildirilerek, gerekli talimat verilmiştir.

Silah ticaretinin serbest bırakıldığı 10 Ağustos 1921 tarihinden itibaren, İtalya’dan daha kolay bir şekilde silah, cephane, hatta uçak satın alınmıştır. Böylece Ankara Hükümeti, daha önce gizli bir surette sağlamaya çalıştığı harp malzemelerini, şimdi meşru zeminlerde sağlayabilecekti. Buna rağmen muhtelif yollarla temin edilen bu cephanenin Anadolu’ya şevkinde zaman zaman güçlüklerle karşılaşıldığı anlaşılmaktadır. İstanbul’da Harbiye Dairesi 4. şube müdürü Kaymakam Salih ve Binbaşı Necip Beyler’le, mülâzım-ı evvel Nazmi Bey tarafından gönderilen 125 sandık top mermisi ve muhtelif silahlar yüklü Yâdigâr-ı Millî adlı motor 18 Ekim 1921 tarihinde İstanbul Boğazı’nda İngilizler tarafından durdurulmuş, motor ve içindeki mühim mat müsadere edilmiştir.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin zaferle neticelenmesinden sonra, İstanbul’dan sevk edilen silah ve cephane miktarında büyük artışların olduğu gözlenmektedir. Nitekim Millî Müdâfaa Grubu emrinde çalışan kaymakam Kemal Bey, İtalyan yetkililerle yapmış olduğu temaslar neticesinde 100 milyon Alman fişeğinin satın alınmasını sağlamıştır. Bunun üzerine Millî Müdâfaa Vekaleti, İstanbul Grubuna iletilmek üzere, İnebolu Mevki Kumandanlığına gönderdiği telgrafta, mezkûr cephanenin tutarı olan 100 bin liranın hazır olduğunu, istenildiği takdirde banka vasıtasıyla derhal gönderilebileceğini bildirerek, tüm cephanenin şevkinin temin edilmesini ve durumdan vekâletin haberdar edilmesini istemiştir. Ayrıca Kasım 1921 başlarında Felah Grubu tarafından 8,8’lik toplara mahsus bir kürsü ile 16 adet yedek malzemesi Samsun’a sevk edilmiş , böylece Yavuz Zırhlısı’ndan sökülerek trenle Arifiye’ye, oradan da Samsun’a götürülen 8,8’lik toplar için ilk malzemeler sağ lanmış oldu. Millî Mücadele’de çok büyük hizmetler vermiş olan bu ateş gücü yüksek olan toplara ait mermi ve muhtelif cephane sevkiyatı artarak devam etmiştir. Nitekim 8 Haziran 1922’de Yavuz bataryalarına ait zayıf tesirli 1000 atım kadar mermi daha Karadeniz limanlarına gitmek üzere yola çıkarılmış, 7 Temmuz 1922’de Felah Grubu tarafından Yavuz bataryalarına mahsus zayıf tesirli 150 adet tahrip mermisi ile, altı sandık içinde 18 adet tenvir mermisi ‘Minerva’ vapuru ile Samsun’a gönderilmiştir. 30 Ekim 1922’de i:e yine bu bataryalara ait 150 adet âdi müsademe mermisi ve 100 adet tapa Altay vapuru ile Samsun’a gönderilmiştir. Bunların yanı sıra, 18 Aralık 1921 tarihinde Muavenet-i Bahriye Heyeti tarafından bir deniz tayyaresi ile Turgut Reis Zırhlısı’nın 7,5’luk toplarına mahsus 256 atım mermi İzmit’e gönderilmiştir. 12 Kasım 1921’de Muavenet-i Bahriye Heyeti tarafından hazırlanan iki tayyare, yedek aksamı ile birlikte İzmit Menzil kumandanlığına sevk edilmiş, Felah Grubu ise 20 Şubat 1922’de piyade mermisi, uçak mermisi, çeşitli askerî malzeme ve silah, 30 Ekim 1922’de de yedek aksamı ile birlikte iki deniz uçağını İzmit’e göndermiştir.

Adana, Antep, Maraş ve Urfa’da çok güçlü bir mukavemetle karşılaşan Fransa çok ağır kayıplar verdiği gibi, Suriye’deki hâkimiyeti de tehlikeye girmişti. Üstelik Türk ordularının I. ve II. İnönü ve Sakarya Muharebelerin deki başarıları Fransa’nın tutumunun değişmesine sebep olmuş, bilhassa 20 Ekim 1921 Ankara Antlaşmasından sonra Anadolu’ya yapılan silah sevkiyatına âdeta göz yummuşlardır. Bu tarihten sonra Fransız firmalarıyla yapılan antlaşmalar sonucunda Fransız bayrağı çekmiş olan gemiler, Karadeniz kıyılarındaki Türk limanlarına silah, cephane ve askerî malzeme getirmişlerdir. Bu arada Ankara Hükümeti’nin silah temini hususunda her fırsat tan yararlanmak istediği anlaşılmaktadır. Nitekim 13 Aralık 1921’de bir heyetle birlikte Ankara’ya gelmiş olan Ukrayna Heyeti başkanı Frunze ile silah ve askerî malzeme konusunda 17 Ocak 1922’de bazı kararlara varılmış, fakat 150 rakkaslı mayından başka bir yardım sağlanamamıştır. Sovyetlerin Millî Mücadele süresince Türkiye’ye yaptığı para yardımı sadece 11 milyon liradır. Türkiye’nin 1921 yılındaki Millî Savunma bütçesinin 54.797.489 lira olduğu göz önüne alınırsa, Sovyet yardımının yetersizliği anlaşılabilir. Bu sebeple daha önce de zikrettiğimiz gibi, İstanbul’dan çeşitli yollarla Anadolu’ya sevk edilen silah ve cephane yanında, Rusya’dan gönderilenlerin büyük bir anlam ifade etmediği ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan Sakarya ve Başkumandanlık Meydan Muharebelerinde kullanılan silah ve cephanenin büyük bir bölümünün İstanbul’dan Anadolu’ya kaçırılan silahlar olduğu bir gerçektir. Hakikaten Büyük Taarruz öncesi İstanbul’daki Zeytinburnu silah deposundan çeşitli harp malzemesi, 130.149 adet topçu mermisi ile 917 sandık piyade cephanesi, 11 Nisan – 17 Mayıs 1922 tarihleri arasında düzenlenen altı seferle Ereğli, Akçaşehir, İnebolu ve Mersin limanlarına çıkarılmıştır. Zeytinburnu depolarından yapılan bu silah sevki yatının başarıya ulaşması o derece önemlidir ki, Anadolu’da Dumlupınar Muharebesi’nin başlama ve devam etme kararını verdirmiş olduğu gibi, nihâî zaferi de temin etmiştir. Bu meyanda, ‘Eğer Zeytinburnu depolarında ki cephane bize ulaşmamış olsaydı, biz ne taarruza karar verebilirdik ve ne de devam ettirebilirdik’ diyen İsmet (Paşa) İnönü, bu hususu doğrulamaktadır.

İşte Dumlupınar taarruzu ve Başkumandanlık Meydan muharebelerinin gerçekleşmesine sebep olan büyük zaferi temin eden bu muazzam miktarda ki silah ve cephane İstanbul’un Anadolu’ya olan bir şükran ifadesi ve son hediyesidir. Bu hususla ilgili olarak, Salih Paşa’nın sadâreti sırasında ve onun yardımıyla Anadolu’ya geçmiş olan, Yusuf Kemal Bey, İstanbul basınına vermiş olduğu beyanatta, İstanbul’un yalnız gözyaşlarıyla değil, daha başka suretlerle de mücadeleye iştirak etmiş olduğunu, davanın Anadolu davası değil, millî dava olduğunu söylemiştir. Damat Ferit Hükümetleri hâriç, diğer İstanbul Hükümetleri iki taraflı bir siyaset izlemiştir. Görünürde millî hareketin karşısında, ama gizliden gizliye onun yanında idiler. Ayrıca Millî Mücadele sırasında kurulan hükümetler içinde Ahmed İzzet Paşa’ nın doğrudan görev aldığı kabinelerin müstesna bir yeri vardır. Âli Türkgeldi de bu hususa işaret ederek, ‘Son Osmanlı Hükümetinden ve reisinden millî amaçlar aleyhinde bir hareket meydana gelmiş olduğu iddia edilemez’ demek suretiyle bir gerçeği ifade etmektedir. Bu meyanda Türk ordusunun ihtiyaçlarının giderilmesinde, harbe hazırlanmasında, kumanda kademelerinde bulunan tüm subay ve erlerimizin, millî müfrezelerin, gizli teşkilatların, silah ve cephaneleri depolardan kaçıran kişilerin, bu silah ve cep haneleri her türlü tehlikeyi göze alarak Anadolu’ya geçiren kahramanların, bunları hiç bir ücret talep etmeden gerekli yerlere taşıyanların elbette büyük payı vardır. Onları rahmet ve minnetle anarken, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliriz.

Bu makale Konya ‘Selçuk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araşrırma ve Uygulama Merkezi’ yayını olan ATA Dergisi’nde yayımlanmıştır. (1992)

———————————————

(54) Bu hususla ilgili olarak İstanbul’daki İtalyan şirketine yazılan tezkere aşağıdadır:

Ankara 23 Nisan 1337

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti

Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti

İstanbul’da Lloyd Trestino Vapurları Kumpanyası Direktörlüğüne

İstanbul’dan erkab ve Antalya’da teslim edilmek üzere kumpanyanızın vapurlarıyla nakledilecek olan cephanenin beher tonilatosuna, ücret-i nakliye ve sigorta bedeli olarak cem’an yekûn ’23’ yirmiüç Osmanlı lirası varaka-i nakdiyesinin te’diyesi tarafımızdan kabul ve tasvib edilmiştir. İşbu cephanenin Antalya’ya teslimi akabinde tesviye edilecektir. Antalya’daki İtalyan bankasına 10 bin sandık mukabili olmak üzere bu maksatla 50 bin liranın depozito edilmiş olduğunu ve Banka Direktörlüğü ile oradaki memurlarımıza evâmir-i lâzıme verildiğini beyan eylerim efendim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti

Müdâfaa-i Millîye Vekili

Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reis-i Vekili

Birinci Ferik Fevzi

Bu hususta İstanbul’daki İtalyan askerî mümessilliğine yazılan tezkere aşağıdadır :

Dersaadet İtalyan Mümessil-i Askeriyesi kâtib-i husûsi

Mösyö Yegınbarm

Memurumuz Naci Bey ile zât-ı âlileri arasında takarrür eden şerâait mucibince vesâitimizle İstanbul’daki depolardan cehz ve nakil ve Lloyd Trestino vapurlarına, tahmilen Antalya’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin Antalya’daki kısm-ı memurlarına teslim olunacak lâ-akall 10 bin sandık Osmanlı piyade top mermiyâtının beher sandığı için teslim muamelesi akabinde tarafımızdan derhal dörder lira i’tâsı kabul ve bu maksatla Antalya’daki İtalya bankasına 40 bin lira depozito edilmiştir efendim.

İmza : Fevzi 27 Nisan 1337

 

 

 

Lütfen beğendiğiniz ve işinize yarayan yazılar hakkında yorumlarınızı ve teşekkürlerinizi eksik etmeyiniz…

Filed in: ATATÜRK KÖŞESİ

No comments yet.

Leave a Reply