03:05 am - Wednesday October 22, 2014

NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905-1983) Hakkında Kısa Bilgi

NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905-1983) Hakkında Kısa Bilgi

 

Maraşlı, zengin bir ailenin çocuğu olarak 1905 yılında İstanbul’da doğdu. Ailesinin yaşadığı konak hayatı nedeniyle eziklik duymadan, aile fertlerinin özel ilgisiyle yetişti. İlk öğrenimini çok düzensiz ve dağınık yaptı. Ortaöğrenimini Bahriye Mektebi’nde yaptı. Darü’l-Fünun Felsefe bölümünde 1 yıl okudu. 1925 yılında devletin Avrupa’ya gönderdiği ilk burslu üniversite öğrencisi olarak Paris’ e gitti. Dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş bankalarında memurluk ve müfettişlik yaptı. 1939 yılından itibaren Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuarı ve Güzel Sanatlar Akademisi’nde hocalık yaptı. 1943 yılında Büyük Doğu Mecmuası’nı çıkarmaya başladıktan sonra memuriyet görevinden ayrılarak yazı hayatına atıldı. 25 Mayıs 1983 tarihinde vefat etti.
Necip Fazıl hayatını üç safhaya ayırır: a- 1920-1934 genç bunalımlı şair, b- 1934-1945- mistik şair, c- 1945-1983 sabık şair.
İlk dönem şiirlerinin çoğu Milli Mecmua ve Hayat dergilerinde yayımlanır. Şair bu dönemde bireysel sıkıntı ve patlamaları, buhranları yaşar. Ferdi bunalımlarının dışa vurmuş hali olan bu şiirlerde en çok ölüm, karanlık ve yalnızlık temaları işlenir.
Necip Fazıl Cumhuriyet nesli şairleri içinde en trajik veya daha uygun bir ifade ile en “patetik” olanıdır. Bu bakımdan o şiirlerinde bunalımlarını anlatan son kuşak şairlerine yaklaşır. Fakat onlara hayatı boş, karanlık ve karışık gösteren ruhi sıkıntı daha ziyade sosyal sebeplere dayandığı halde “Kaldırımlar Şairi”nin ıstırabı daha çok ferdi ve metafizik bir mahiyettaşır. Necip Fazıl’ı tahrik eden, bunalımlar içinde eriten esas amil, dıştan ziyade onun kendi içindedir. O, bir mizacın şairidir. Kaldırımlarda bu mizaç en sanatkarane ifadelerinden birini bulur. Şairin kudreti, ruh haline en uygun sembol, atmosfer, ve ahengi bulabilmesindedir. Bu dönemin en güzel şiiri olan Kaldırımlar’ da dış alem, iç alemin objektif karşılığını teşkil eder..
Bu dönem şiirlerinde mustarip, arayan, bekleyen ve hiç tatmin olamayan modem insanın huzursuzluğu görülür. Kaldırımlar, Otel Odaları, Sayıklama, Bu Yağmur, Noktürn, Gel, Geçen Dakikalarım gibi şiirler bu dönemin en güzel örnekleridir.
Necip Fazıl, 1934 yılından itibaren fikir ve manevi dünyasında geçirdiği değişiklikle, daha çok mistik ve tasavvufi bir şair kimliğini kazanır.1934 yılından sonra bağlandığı tasavvufi anlayış ve dini kaygılardan dolayı Ben ve Ötesi ve Örümcek Ağı gibi şiir kitaplarındaki birçok şiirini kabul etmez.
“Yararlandığı mistik şiir geleneği, onun ruhunu sakinleştirmekten uzaktır. Ancak bu özelliği, Necip Fazılın şiirinin asıl cazibesini yapar. Sonraları dine yöneldikçe, Necip Fazıl başlangıçtaki bu trajik duyuşunu kaybeder.
“Orhan OKAY, memleketçi şiir ile materyalist ideolojik şiir yanında Necip Fazılın şiiri hakkında şu değerlendirmeyi yapar: “Bu yeni ses işte o sosyal – ideolojik muhtevalı şiire bir reaksiyon gibidir. Şiirde dışa çevrilmiş olan gözler, insanın iç varlığına çekiliyor, yeni ve orijinal tesire bırakan psikolojik bir derinlik kendisini fark ettiriyordu.
“Mistik, metafizik temayüller, yalnızlık, vehimler, sayıklamalarla görülen trajik karakter, Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’insaf şiirinden onu uzaklaştırır. Ürpertici hayaller ile uyandırılan korku da şairin trajik cephesini besler. Bu korku ile Egzistansiyalistlerin “angoisse”i arasında bir bağ vardır. Necip . Fazıl’ın 1943 ‘ten sonraki şiirlerinde dini- mistik temayül artar.
“Bizce şiir mutlak hakikati arama işidir. Eşya ve hadiselerin, bütün mantık yasaklarına rağmen en mahrem, en mahcup, en nazik ve hassas nahiyesini tutarak ve nispetlerini bularak, mutlak hakikati arama işi” diyen Necip Fazıl tıpkı Nazım Hikmet gibi geniş bir tesir alanı bulmuş, bu tesir 1960’lardan sonra “İslami dünya görüşü”ne bağlı olanlar arasında artmıştır.
Şiirlerindeki mistisizm, kapalılık, trajik söyleyiş geleneğe bağlılık, şekil bakımından kusursuzluk, Necip Fazıl’ın şiir tarihimizdeki yerini sağlamlaştırır.
Necip Fazıl, memuriyet görevinden istifa ettikten sonra, dergicilik vasıtasıyla topluma seslenmeye çalışır. Vakit dergisinde yazılar yazar, Ağaç dergisini yönetir. Büyük Doğu dergisini çıkarır. Bu dergiler fikir dünyasına toplumsal bir hareketlilik getirir. İşlenmesi ve anlatılması zor ve yasak olan yazı ve düşünceleri kaleme alır.
Necip Fazıl,siyasi yönüyle hiç korku ve pervası olmayan bir kişidir. Onunla ancak korkusuz ve pervasızlar işlere girişebilir. Yaşadığı dönemde devamlı kendi etrafında oldukça geniş halk kitlelerini bulur. Necip Fazıl öldükten sonra, kendi döneminde gündemde olan ve ağırlık teşkil eden konular, devir ve şartlar değiştiği için gündemdeki yerini kaybeder.
Türk edebiyatı, Türkçe’yi kullanma, akıcılık, dolgunluk ve anlam yoğunluğu bakımından Necip Fazıl’a muhtaçtır. Necip Fazıl da Ahmet Hamdi T ANPINAR gibi Fransız şiir anlayışını benimsemiş, fakat söyleyiş kıymetleriyle birleştirmek suretiyle şiirlerine daha büyük bir hayat kudreti verebilmek sırrına ulaşmıştır.
Necip Fazı!:!9 kendi i_sine göre şiir, iki unsurdan oluşur:
His ve fikir. Şiir bu iki unsurun terkibinden meydana gelir: Ona öre şiirde temel unsur, duygu haline gelmiş düşüncedir. Şiir hiçbir zaman bir tebliğ değildir. Şiir müşahhastan mücerrede doğru giderken duyuruculuk yoluyla manayı telkin ederek neticeye ulaşır.
Necip Fazıl yazdığı şiirlerde şekil ve. sanatı hiçbir zaman ihmal etmez. Şiirin estetik ve fanatik değerler içinde yeni büyük bir sanat gücü ile verilmesini şart koşar. Yine ona öre’. şiirin dış yapısı olan şekil ve kalıp, yan, vezin ve kafiye gibi unsurlarla iç ya ısı o an manasında bir ahenk sağlanması şarttır. Mana şekli aşmalı, ona esir olmamalı.
Necip Fazıl duygularına en uygun hayaller yaratmakta mahir olan bir şairdir. Onun şiirlerinde imajlar bir süs veya kelime oyunu değil, fonksiyonları olan, duyguların mahiyetini ve şiddet derecelerini ifade eden vasıtalardır.
Necip Fazıl’a göre bütün güzel sanatlar gibi şiir de Allah’ı yani mutlak hakikati arama işidir. “Alemin namülenahi kesretinden büyük ve merkezi vahdete ulaşmak şiirin biricik gayesidir.” Diyen sanatçının şiire yüklediği fonksiyon da mistik-tasavvufı bir görünümdedir.
Necip Fazıl’ın son dönem şi.irlerinde en çok işlediği tema sonsuzluk, ebediyet ve Allah’tır. Sonsuzluğun ve ebediyetin sırrını çözdüğüne inanan Necip Fazıl’a göre, şairlik cüce işidir. “Büyük sanatkarlık” olarak gördüğü ebediyete kavuşma arzusu da onun biricik gayesi ve “meselesi”dir.
Şiir Kitapları: Kaldırımlar, Ben ve Ötesi Örümcek Ağı, Çile ve Sonsuzluk Kervanı.

 

 

Lütfen beğendiğiniz ve işinize yarayan yazılar hakkında yorumlarınızı ve teşekkürlerinizi eksik etmeyiniz…

Filed in: YAZILAR

No comments yet.

Leave a Reply